
JW Marriott Hotel Jakarta'nın giriş kapısı.
2007 yılının kasım ayında bir toplantı için yolum Endonezya’nın başkenti Jakarta’ya düştü. Otel rezervasyonu JW Marriott Hotel Jakarta’ya yapılmıştı. Evet, 17 Temmuz‘da canlı bomba saldırısına uğrayan otel. Üstelik toplantılarımızı da yine aynı tarihte bombalanan diğer otel Ritz Carlton’da yapmıştık.
Havaalanından beni alan araçla otele vardığımda güvenlik önlemleri dikkatimi çekmişti. Evet, otel 2003 yılı ağustos ayında da bombalı saldırıya uğramıştı, saldırıda 12 kişi ölmüştü. Önlem dediysem de şöyle: önce dış kapıdaki barikatın önüne geliyorsunuz. Piyade tüfeği taşıyan güvenlik görevlileri bagajı, kapıları açıyor, içeriyi kontrol ediyor, arabanın altına aynayla bakıyor. Buradan geçtikten sonra içeride bir barikatta daha durduruluyorsunuz. Burada da aynı işlemler yapılıyor. Sonra otele girmek için metal dedektöründen geçiyorsunuz. İçeride de makineli tüfekli güvenlik görevlileri mevcut.

JW Marriott Hotel Jakarta'da lobiye girişteki güvenlik önlemleri.
Aslına bakarsanız bu önlemler Jakarta için sıradan görüntü. Lüks villaların önünden geçerken de gözünüze otomatik silahlı nöbetçiler çarpıyor. Hatta toplantı için şehrin başka bir bölgesine giderken otobüsümüze iki motorsikletli polis eşlik etti dersem daha iyi anlaşılır belki durum. Hatta bazı kavşaklarda otobüsümüz geçerken trafiği kestiler ve durmadan yolumuza devam etmemizi sağladılar.

İki motosikletli polis otobüsümüze eşlik ediyor.
Marriott ve Ritz Carlton aslında birbirine komşu iki otel. Ancak Jakarta’da özellikle yeni gelen yabancılar için sokağa çıkmanın tehlikeli olduğu söyleniyor. O yüzden iki otel arasında geçiş için bir tünel yapılmış. Bu tünelden geçerken otel yetkilileri zamanında FIFA Başkanı Sepp Blatter’in de buradan geçtiğini söyleyip övünüyorlardı. Büyük ihtimalle saldırganlardan biri bu tüneli kullanarak Ritz Carlton’a ulaştı ve bombayı patlattı.
Jakarta’da sokağa çıkmak tehlikeli dedim. Evet, otele vardığımız anda ilk uyarı bu yönde oldu. Gelin görün ki bizim gruptaki Fransız Patrick sanki duymamış gibi öğleden sonra çıkmış dışarı. Herkes uzun uçak yolculuğunun yorgunluğunu dinlenerek atarken bizimki hemen birkaç sokak ötedeki Carrefour’da almış soluğu. Adam canı pahasına memleket hasreti gidermiş, olacak o kadar…
Uzun lafın kısası bombalama haberini aldığımda hem şaşırdım, hem üzüldüm. Üzülmez mi insan? Aklıma otellerin güleryüzlü ve samimi personeli geldi. Sanki bombalama sırasında ben de oradaymışım gibi hissettim. Ama en acısı da bu kadar yoğun güvenlik önlemine karşın yine de saldırının başarıya ulaşması ve ne yazık ki 9 kişinin canına mal olması. Oldu da, kimin ne işine yaradı bir başka mesele.
